Jeofizik

2006 Jeofizik Araştırma Raporu
Prof. Dr. D.Burcu Erciyas, Tuna Kalaycı

Giriş

2006 yılı arkeolojik amaçlı jeofizik yüzey araştırması Eylül ayında gerçekleştirilmiştir. Küçük bir ekibin gerçekleştirdiği çalışma yaklaşık iki hafta sürmüştür. Araştırma iki farklı bölgede gerçekleştirilmiştir. 2005 yılında Hamamtepe Höyüğü üzerinde gerçekleştirilen çalışma 2006 yılında bölgenin hemen kuzeyinde yer alan düzlük alana kaydırılmıştır. Çalışmanın burada yapılmasının iki temel sebebi vardır. Bunlardan ilki güneyde Yeşilırmak tarafından kesilen yerleşimin Kuzey yönündeki uzanımını (eğer varsa) tespit etmektir. İkinci sebep ise 2006 yılında ekilmeyen tarlanın araştırma için oldukça uygun olmasıdır. Höyük ve tarla arasından bir toprak yol geçmektedir ve tarlanın yerleşime yakın olan kısımlarında seramik yoğunluğu uzak kesimlerine göre daha fazladır.

Araştırılan bir diğer bölge, geçen sene de jeofizik yüzey araştırması yapılan Bula köyünün güney batısındaki alandır. Altıgen Havuz’un batısında, dere yatağının üzerinde yapılan kaçak kazılar, Geç Antik Çağ’a ait bir yapıyı ortaya çıkarmıştır. Tahrip olan bu yapıyı daha iyi anlamak ve daha fazla tahrip edilmeden belgelemek amacıyla kazı çukurları etrafında araştırma genişletilmiştir. Bu bölgede araştırma yapılan bir diğer yer seramik yoğunluğunun oldukça yüksek olduğu ana bölgenin 40m doğusunda, Geç yapı ve dere yatağı arasında kalan bir tarladır.

Yöntem

Jeofizik yüzey araştırması FM36 Fluxgate Gradiometer ile yapılmıştır. Verilerin bilgisayara aktarımı Geoplot v1.2 ile gerçekleştirilmiştir. Yazılımın eski olması verinin görüntülenmesinden işlenmesine kadar birçok sorunu beraberinde getirmiştir.

Yüzey araştırması 20mx20m’lik kareler (grids) üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonuna kadar 56 kare çalışılmış olup, toplamda 22.5 dekar alan taranmıştır. Karelerin birbirlerine göre konumları Figür 9’da belirtilmiştir.

Bir karede uygulanan ilerleme sıklığı (traverse interval) 1m ve okuma sıklığı (sample interval) 0.25m olarak belirlenmiştir. Karelerdeki İlerleme Modu (Grid Traverse Mode), topoğrafyanın yumuşaklığı göz önüne alındığında zaman kaybının en az düzeyde olacağı tahmin edildiği için ve daha sorunsuz bir veri kümesi elde etmek amacıyla paralel olarak düzenlenmiştir. İlerleme yönü bütün yüzey araştırması boyunca Kuzey’e doğrudur. Veri çözünürlüğü FM36 kurulurken 1nT ve yüzey araştırması süresince 0.1nT olarak girilmiştir.

Gradyometre Verileri Hakkında Kısa Bilgi

Magnotemetre ailesinin bir bireyi olan Fluxgate Gradiometer maddenin magnetizmasını ölçmek üzere tasarlanmıştır. Her madde doğal halindeyken bile magnetik özelliğe sahiptir, ancak bazı olaylar sonucunda bu maddelerin magnetik davranışları artar. Örneğin bir madde yandığında eğer o maddeye ait Curie noktasına ulaşılırsa madde tamamen demagnetize olur ve soğuma sırasında yerkürenin magnetizmasından tekrar etkilenerek kararlı hale gelir ve yanma sırasındaki magnetik değerine sabitlenir. Bazı arkeolojik kalıntılar 500nT değerine sahipken bazıları 1nT’den daha az magnetik değere sahip olabilir. Bu değerlerde maddenin içindeki demirin büyük etkisi vardır.

Magnetizmanın arkeolojideki önemi iki sebebe bağlıdır. Bunlardan ilki yüzey toprağının alttaki toprağa ya da anakayaya göre daha magnetik olmasıdır. Bu sebeple, çukurlar(pits) yüzey toprağı ile doldurulurlarsa etraflarına göre pozitif magnetik sinyal verirler. Tam ters şekilde de yüzey toprağından daha az magnetik olan taşlar negatif okumaya sebep olurlar. İkinci olarak, magnetizma insan aktiviteleri sonucu artar, ve bu bölgelerin tespiti yerleşim yerleri ve yoğunlukları hakkında ipucu verir.

Genel olarak gradyometre 3m’ ye kadar okuma yapabilse de, veriler 1m’den sonra tutarsız hale gelir. Belirgin yapıların derinliği magnetik okumayı derinliğin küpü oranında çizgisel yapıların derinliği ise derinliğin karesi oranında etkiler.

Dikkat edilmesi gereken bir başka nokta dünyanın magnetik alanından kaynaklanan yapay oluşumlardır. Genel olarak pozitif okumalar okumanın kuzeyinde negatif okumaları getirir, ve pozitif okuma ne kadar yüksekse negatif okumalar da o kadar büyük olur.

Çalışma

10 işgünlük çalışma süresinin ilk yarısı Hamamtepe’nin kuzeyinde yer alan düz tarlanının, ve geri kalan 5 gün ise Bula’da yer alan bölgelerin taranmasına ayrılmıştır. Taranan karelerin topografik yapıları benzer olsa da, fiziksel ve insani sebeplerden dolayı birim başına düşen standart bir çalışma süresi saptanamamıştır.

Her iki bölgede de alanlar çalışmaya oldukça elverişli olsa da işlenmemiş verilerde, özellikle Hamamtepe Bölgesi için, kare başına farklılaşmalar görülmektedir. Bunun iki temel sebebi vardır. Bunlardan ilki, ve en önemlisi, yüzey araştırmacılarının deneyim eksikliğidir. Fluxgate gradyometrelerin en büyük handikapı çalışma sırasında makinanın sabit tutulmasının diğer yöntemlere göre daha büyük önem kazanmasıdır. İkinci farklılaşma sebebi ise yüzey araştırmacılarının fiziksel yapılarının birbirinden farklı oluşudur. Kol uzunluluklarındaki farklılıklar verileri kendi içlerinde tutarlı, ancak aralarında farklı kılmıştır.

Hamamtepe

Bu bölgede 25 kare taranmıştır, ve höyüğün bu bölgeye doğru devam ettiğine dair bir bulguya rastlanmamıştır. Veride ilk göze çarpan en az 4 adet yüksek değerli dairesel öbekleşmedir. Bunun yanında tarla sürüm izinden ya da yapı sebebiyle oluşan çizgisellikler verinin bir diğer karakterini oluşturur.

Dairesel okumalar iki gruba ayrılabilir (Fig.1): İlk grup yüksek okumaların merkezde odaklandığı ve etrafını kaplayacak şekilde düşük okumaların elde edildiği formlar (mavi halka) ve ikinci olarak etrafında düşük okumaların olmadığı ve daire şeklinin daha az belli olduğu formlar. En temel şekliyle ilk grubun bir çukur ve etrafına döşenmiş manyetizması düşük taşlardan oluştuğu söylenebilir (mezar?). Diğer grup ise sıradan bir çöp çukuru olarak nitelendirilebilir. Ancak bu ayrımın yapay olma ihtimali yüksektir.

Kırmızı elips ile belirtilen yerlerde çizgisel oluşumlar gözlenmektedir. Bunlardan veri kümesinin kuzey-doğu köşesine yerleşeni aslında su aktarmak için açılmış yapay bir kanaldır, ve oldukça derindir. Kümenin kuzey merkezinde yer alan çizgisellik ise daha az bellidir ve büyük bir ihtimalle yine aynı iş için kullanılmış eski bir kanaldır. Bu bölgedeki çalışma sona erdikten birkaç gün sonra bölgede yaşayanlar tarafından açılan diğer kanallar bu işlemin sıklıkla yapıldığının bir göstergesidir. Buna rağmen merkezde yeralan çizginin etrafında başka anomaliler de olduğu gözönünde bulundurulursa bu çizgiselliğin bir yapının parçası olabileceği ihtimali de değerlendirilmelidir. Tarla sürme izlerinin yönü yine güneybatı-kuzeydoğu doğrultusunda olup, bu çizginin eskiden kalma tarla sürme izi olarak algılanması da mümkündür.

Güneyde yer alan ve diğer çizgiselliklerle aynı karakterde ancak daha uzun olan bir diğer oluşum için iki yorum yapılabilir. Bunlardan ilki diğer iki çizgisellikte olduğu gibi eskiden açılmış bir kanalın varlığıdır. Bir diğer yorum ise burasının iki karenin arasında kalması dolayısıyla yapay bir çizgisellik olması olasılığıdır. Bilindiği gibi yüzey araştırmasının farklı günlerde farklı araştırmacılar tarafından yapılması yüzünden böylesi farklılaşmalar oluşmaktadır. Ancak bu çizgiselliğin doğu yönünde bir miktar güneye dönüyor olması ilk yorumun daha doğru olduğunun bir göstergesidir.

Bir diğer ilgi çekici okuma, veri kümesinin kuzey batısında görülmektedir. Yüksek değerli okumaların (küçük siyah daireler) kuzeydoğu-güneybatı hattındaki kesik kesik uzanımı rastlantıdan uzaktır. Buna benzer bir başka grup ise daha önce tartışılan dairesel okumaları içine alan bir diğer gruptur (Turuncu Daire). Turuncu Daire içerisinde güneybatı-kuzeydoğu yönünde yerleştirilmiş en azından 30 x 36m boyutlarında çok odalı bir yapı görülebilmektedir (Fig.2). Yapı içerisindeki kırmızı alanlar yangın geçirmiş odalar olabileceği gibi, daha küçük daireler ocakları gösteriyor olabilir. Ayrıca büyük dairelerin daha düşük anomali yaratanları daha derinde yeralabileceği gibi, bunlar daha az yanmış alanlar da olabilir.

Alanda farklı bölgelerde genel olarak Kuzeydoğu-Güneybatı yönündeki düşük değerli okumalar dizisi çok büyük bir ihtimalle tarlanın sürülme izleridir. Ancak bu izleri kesen yüksek okumalar dizisi geçmişe ait parçalar olabilir. Bunların bütünsellikten uzak olmaları dolayısıyla haklarında yorum yapmak oldukça spekülatif olacaktır.

Bula

Buradaki araştırmalar mekansal olarak ikiye ayrılmıştır. Doğudaki 8 karelik küçük araştırma bölgesini kaçak kazıların gerçekleştiği ana araştırma bölgesinden büyük olasılıkla yapay olan alçak bir sırt ayırır.

Doğudaki bölgede modern tarla izleri jeofizik verisi üzerinde oldukça açık bir şekilde okunmaktadır (Fig.1). Bu izler üç farklı şekilde okunabilir. Oldukça belirgin olan izler yüzeyden de izlenebilmektedir, ve muhtemelen tarla sınırları ya da teraslama çizgileri olarak kullanılmışlardır ya da kullanılmaktadırlar. Bir diğer grup veri oldukça güçlükle okunan, ve olasılıkla toprağın sürülmesi sonucu ortaya çıkmıştır. En ilginç grup ise diğer iki gruba paralel ve adı geçen belirgin tarla sınırlarının arasında uzanan doğrusal uzanımdır. Muhtemelen bu ve eğer varsa diğer benzerleri geçmiş döneme ait teraslama izleridir. Bu alt bölgenin kuzey-batı ucunda yüksek okuma değerleriyle karşılaşılmıştır. Yüzeyde herhangi bir müdahaleye rastlanmasa da değişken toprak yapısı ve ekim tarzı bu farklılığın sebebi olabilir. Bunun yanında, ağaçların sık dokusu veri toplama işlemini oldukça güçleştirmiş, zaman zaman da imkansız kılmıştır. Buna rağmen kuzeybatı köşede yangın geçirmiş bir takım yapıların varlığı önerilebilir (Fig.14, turuncu daire)

Ana bölge veri kalitesi ve farklılığı açısından ikiye ayrılabilir. Bu ayrım yüzeyde ortaya çıkan yükseltiyle oldukça belirginleşmiştir. Sınırın kuzeyinde kalan kısım veri bütünlüğü açısından güneyde kalan bölgeye göre oldukça homojendir. Bu farklılık güneyde seramik yoğunluğunun yüksek olmasıyla da kendini hissettirir.

Bula’da doğal oluşumun dışına çıkan çeşitli bulgulara rastlanmıştır. Bunlardan en dikkat çekici olanı ana bölgede dağılmış farklı büyüklüklere sahip yuvarlaklardır (Fig. 2). Bunlardan ikisi diğerlerine göre belirgin derecede büyük olup, içlerinde çok büyük bir ihtimalle yanmış dolgu barındırmaktadır. Ancak bu iki oluşumu diğer yuvarlaklardan ayrı tutmak daha sağlıklı sonuç verecektir.

Kaçak kazı çukurundan elde edilen bilgilere göre toprağın hemen altında duvarlar vardır, ve bunların boyutları dikkate alındığında yapı ya da yapılar büyük ölçeklidir. Fakat bu bilgi jeofizik verisine yansımamıştır. Ancak kırmızı elipsler içine alınan çizgisel oluşumlar (yüzeyden belli olmayan) muhtemel duvarlardır ve bunlar mor elips içinde, oldukça belirgin bir şekilde hem jeofizik verisinde hem de yüzeyde okunan bir başka çizgisel yapı ile kesilmişlerdir. Bu yorumun doğru olduğu varsayılırsa, bu üç duvar arasındaki (sarı elips içindeki) dörtgensel yapı anlam kazanır. Ayrıca kazı çukurunun bulunduğu yerin jeofizik verisi incelendiğinde veri olmayan yerin etrafında bulanıklık tespit edilebilir. Aynı durum bahsi geçen dörtgensel yapı için de geçerlidir. Bir başka şekilde ifade etmek gerekirse, bu yapının sınırları belli olmasa da içindeki dolgunun dağılımı dörtgensel bir form vermektedir. Yapının tarlanın sürülmesi esnasında dağılmış olduğu düşünülebilir.

Figür 2’deki ana bölgenin güneybatı köşesinde de dörtgen şeklinde bir yapı görülmektedir. Ayrıca kuzeybatıda bulunan yanık alan, batıdaki ve küçük bölgenin kuzeybatısındaki yanık alanlarla benzerlik göstermektedir. D.Monsees sarı ve morla gösterdiği çizgileri duvar olarak yorumlayarak yukarıdaki tesbitlere iki tane daha duvar eklemiştir.

Özet olarak Bula’da yapılan jeofizik çalışma kaçak kazı çukurunda da tesbit edildiği gibi yoğun yapılaşmanın bu alanda görüldüğünü kanıtlamaktadır. Bulunan pişmiş toprak mimari bezemeler Orta Bizans Dönemi’ne tarihlenmiş olup, kullanım alanı dini mimari olarak önerilmiştir. Dolayısıyla bu alanda en azından bir kilise bulunduğu düşünülmektedir.


* Dr.David Monsees’e yorumlamalarından dolayı teşekkür ederiz.

© 2014 karp